19 Mart 2019, Salı
Sabri  EREN

Sabri EREN

SIKILMADAN VE BUNALTMADAN

22 Şubat 2019, Cuma 15:55

Takip Edin

Şimdi hayal edelim…

Sabahın erken bir saatinde uyanıyor ve hazırlanıp işimize gidiyoruz.

Günün ilk saatlerinden itibaren işlerimizin yoğunluğu, bedenimizi ve zihnimizi yormaya başlıyor bile. Her geçen dakika daha da artan yorgunluğumuz bir taraftan, zaman geçtikçe azalması gerektiği halde biriken işlerin verdiği stres diğer taraftan, nihayet ucu ucuna mesaiyi tamamlıyoruz. Tamamlamasına tamamlıyoruz ama akşamüstü yapmamız gereken bazı çalışmaları da elimize tutuşturuyor ve akşamı nasıl etsem diye düşünürken bu defa da sabaha nasıl ulaşacağım telaşına düşmeye başlıyoruz. Elimizde dosyalarla yorgun argın eve gelip güler bir yüzle karşılanmayı beklerken, bu defa da kapıyı açan eşimiz “elini yüzünü yıka yemeğe gel sonra da hemen işlerini bitir” deyip, zaten ayakta durmakta zorlanan bedenimize son darbeyi indiriyor.

Şimdi insan olmanın o ruh haliyle içine düşeceğimiz durumu şöyle baştan hayal edelim…

Tabi ki böyle bir durumu hayal etmek bile istemeyiz ama hayalinden bile uzak durduğumuz bu tavrı kendimize yakıştırmazken, böyle bir durumu birçoğumuz nedense çocuklarımıza reva görüyoruz.

Oysa onların dinlenmeye ihtiyacı var mı?

Akşama kadar neler yaşamışlardır?

Nelerle uğraşmışlardır?

Hiç sormadan etmeden sıralıyoruz emirleri…

Sonra da aileler “neden çocuğum ödevlerini yapmıyor?” diye çalmadık kapı bırakmıyorlar.

Peki, bu durumda çocuk severek ödevlerini yapabilir mi?

Anne babanın bu tavrına karşılık çocuğun ödevden, okuldan uzaklaşması daha doğru bir davranış değil mi!?

Peki, kaçımız işten döner dönmez işimizle alakalı eksikleri yemek yemeden, dinlenmeden, çay keyfi yapmadan tamamlıyoruz?

Ayrıca kendimizin yapmayacağı bir şeyi çocuğumuzdan istemek sizce onun hayatına yapılan bir katkı mı?

Okuldan eve gelen çocuk da mesaisini tamamlamış bir birey olarak birazcık gevşemeye, dinlenmeye, ayaklarını uzatmaya, belki de en önemlisi zekâ gelişimi için ödev yapmaktan bile daha etkili olabilen, oyun oynamaya ihtiyaç duymaz mı?

Bırakalım çocuğumuz bir nefes alsın, gerekiyorsa önce uyusun, oyun oynamak istiyorsa tamam, elini yüzünü yıkasın ama sonra oyununu oynasın…

Hatta biz de ona eşlik edelim. Her yaşın ayrı bir çocukluğu vardır derler ya, bu defa da biz çocuk oluverelim gitsin…  Hem bu sırada o gün ne yaptık, ne ettik iki arkadaş gibi konuşuveririz. Bu durumdan çocuğumuz da zihnen rahatlayarak çıkacak ve ödevlerine dinlenmiş olan bedeniyle daha fazla konsantre olacak ve biz de onun motivasyonunu artırmış olacağız. Bu defa kırmadan, dökmeden ve hatta çocuğumuzu çalışmaya karşı hiç soğutmadan, başarmış olacağız.

Diğer seçenekte ısrar edecek olursak çocuğumuza her gün aynı kâbusu yaşatmış olacağız. Çocuğumuz bir süre sonra baskımızdan, tavrımızdan bıkıp sık sık mazeretler uydurmaya ve ödevlerini yapmamak için direnmeye başlayacak, biz ise bu durumu onun tembelliğine bağlayıp, kendi hatalarımızın farkına da varmayacağız.

İki taraf için de bir kolaylık arıyorsak çocuğumuzu sürekli ders çalışmaya ve ödev yapmaya zorlamayalım.

Ailece hepimiz için uygun olan bir zamanı seçelim. Bir müddet sonra o saatte ısrar etmemiz zaten çocuğumuzun  “ödev yapmalıyım” bilincini kazanmasını sağlar. Hem kendi ihtiyaçları için hem de ödev yapması için verimli bir süreye sahip olur.

Çocuklar gördükleri sevgiyi, ilgiyi karşılıksız bırakmazlar. Bize nasıl muamele etmelerini istiyorsak onlara o şekilde muamele gösterelim ki onlar da bize beklediğimiz şekilde karşılık verebilsin. Onlara sorumluluklarını tabi ki yine hatırlatalım…  Ancak onları sıkmadan, bunaltmadan…

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.