25 Ağustos 2019, Pazar

KAYARDI AŞIĞINA VEDA

22 Mayıs 2019, Çarşamba 0:52

Takip Edin

13 Mayıs sabahı Fırat Hoca arayıp acı haberi verdiğinde; boğazıma bir yumruk düğümlendi… Bülent Uyanık bu defa uyanamamıştı…

 

O anda ilk aklıma gelen, cana yakın kişiliği, kahkahaları ve şen şakrak tabiatı ile bu dünyaya hoş bir seda bırakan babası rahmetli Cemal Uyanık oldu… Herkesin sevdiği Cemal abinin oğlu da, babası gibi “zamansız gidenler” arasına katılmıştı.

 

Hacı Abdullah dayımızın torunu Bülent Uyanık, Ecemişlerin ve Hafızların tüm genetik özelliklerini taşırdı. Muzipliği, nüktedanlığı, hoş sohbeti Ecemişlerden, ticaret kafasını, üstün ikna kabiliyetini, tatlı dili güler yüzü Hafızlardan almıştı.

 

Hayatın yükünü erken yaşta omuzlarında taşımak mecburiyetinde kalmış, liseden sonra ata-dede yadigarı dükkânı, abisi İbrahim Uyanık ile beraber çalıştırıp büyütmüş, aldıkları bayiliklerin sayısını artırarak başarılı bir işletmeye dönüştürmüşlerdi. Dürüst ticaret erbabı olduklarından Niğdelilere senelerce hizmet vermişler ancak değişen ekonomik koşullar ve iyi niyetle ticari risklere girmelerinden kaynaklanan olumsuzluklarla karşılaşmışlardı. Yaşadıkları sarsıntıyı büyük dirayetle göğüsleyen abi-kardeş; ticari faaliyetlerine iki ayrı mağazada devam etmişler, bu zaman zarfında birbirlerine destek olmuşlardı.

 

Niğde ticaret hayatının kalbinin attığı İstasyon Caddesindeki mağazaları, büyük şişe Niğde Gazozunu keyifle içtiğim mekanlardan biriydi… Memlekete ne zaman gitsem buraya uğrar çocukluk anılarımı tazeleyip, eski günleri yad ederdim. Bülent abi bir taraftan bana laf anlatıp memleketi kurtarırken, aynı anda müşterisiyle de ilgilenir, tereddütlü olduğunu hissettiğinde ürünün özelliklerini sayar, alıcıyı ikna edip malı satar, ardından da masanın kenarındaki diafona basıp “ Beko’ya iki çay! ” diye seslenirdi.

 

Geleneksel Niğde esnafı, dürüst ve prensip sahibi olmalarına karşın, umumiyetle tok satıcılardan oluşmaktaydı. Müşteri, gereğinden fazla kalmasın, eş dost gelip meşgul etmesin diye dükkanlarda pek oturma grubu olmazdı. Olanlar da yayı fırlamış bir koltuk ya da çivileri oynamış tahta taburelerden ibaretti. Hafızlar ise tamamen bu geleneğin dışında olup Müşteri Memnuniyeti ve Toplam Kalite kavramlarını taa Hafız Emmi zamanından bu yana uygulamaktalardı.

 

Müşteri, güler yüzle hizmet alacağını bilerek tereddüt etmeden dükkana girer, hemen buyur edilir, çay kahve ısmarlandıktan sonra hoş sohbet eşliğinde alışveriş tamamlanırdı. Hafızların bütün mensupları, insan sarrafı olduklarından hangi malı kimin alacağını bilir ona göre doğru ürünü doğru kişiye satarlardı. Tüm bu hasletlerin yanında hakikaten Uyanık idiler. İşlerini sıkı takip eder, borç alacak meselelerini büyük bir profesyonellik ile yürütürlerdi.

 

Bülent Uyanık her fırsatta soluğu bağda alanlardandı… yaz kış demeden çapa, budama, aşı yapar, bağ beller, fide diker, mirava güvenmez kendi bağını kendi suvarırdı. Konfiçyus’un “ ömür boyu mutluluk için bahçıvan ol” sözünü adeta şiar edinmiş, şehrin bunaltısı, taşra dedikodusu ve ticaret hayatının getirdiği olumsuzluklardan kaynaklanan stres ve kaygıyı bertaraf etmenin yolunu Kayardı’nın serinliği ve dinginliğinde bulmuştu. Muhtelif cins meyve ağaçları, nadide çim ve çiçekler ile bezediği bahçesinin üzerine titrerdi. Burası, dertten tasadan bir nebze uzaklaşabilmesini mümkün kılan, ruh yorgunluğunu, gönül kırgınlıklarını unuttuğu, bir nev’i yarı inziva mekanı idi. Cuma gününden gidip Pazar akşamına kadar bağda kalır, deşarj olup tazelenmiş bir halet-i ruhiye içinde Niğde’ye dönerdi.

 

Hatırşinas, *mültefit ve *mükrimdi…

 

Yıllar içinden süzülüp gelen, elekten geçmiş, sevgisinden dostluğundan emin olduğu, güvendiği kafa dengi ahbaplarını bağında ağırlamaktan özel bir zevk duyar, elleriyle beslerdi.

Niğde'de görev yapan kalburüstü dostlarına bu sayede Niğde’yi sevdirmiş, kimisinin de Kayardı’da bağ almasına vesile olmuştu.

 

Davet vereceği gün, hazırlıklarını eksiksiz yapar, kasaplara Orta Anadolu’nun en makbul etlerinden ızgaralık hazırlamalarını tembih eder, biberi hıyarı ince ince kıyar, domatesin kabuğunu soyar, salata yapar, turşuyu dizer, soğanın cücüğünü misafirlerine ikram ederdi. Bu esnada, davetlilerin yardım taleplerini kibarca reddeder, her şeyi kendisinin yapmasından muazzam keyif duyardı. Sofra hazır olana kadar davetlilere müzik dinletir, “bağın içini dolaşın, elinizin beğendiğinden koparın” derdi. Bizler, ağaçların arasında dolanırken mangaldan yükselen koku duta, dutun kokusu elmaya, elmanın kokusu zerdaliye karışır, gün akşama kavuşurken sofraya oturmak için sabırsızlanırdık.

 

Paylaşımcı ve sohbet erbabıydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde muhabbet iyice demlenip, karınlar doyduğunda çay faslına geçilir, bu sırada, envai çeşit fıkra ile ortamı tekrar alevlendirir, sohbetin dibi görülürdü. Kıssalardan hisse çıkaranlardandı. Yurt ve dünya meseleleri hakkında doktora seviyesinde bilgi birikimine sahipti. Yeni tanıştığı kişileri entelektüel derinliği ile şaşırtır, karşısındakini bunaltmadan laf anlatır, tarihten felsefeden, edebiyattan dem vurur, kral çıplak demekten çekinmezdi.

 

Sorsalar; “öte dünyaya ne götürmek istersin? eminim ki kanatlarına Kayardı’yı takıp götürmek isterdi…

 

 

Ruhu şad olsun…

 

*Mültefit: İltifat eden

 

*Mükrim: İkramı, ağırlamayı seven

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.