16 Haziran 2019, Pazar

ÇIRAK ARANIYOR

10 Nisan 2019, Çarşamba 16:48

Takip Edin

Niğde’ye her gidişimde çarşıyı pazarı gezer, tanıdığım esnafa hal hatır sorup piyasanın nabzını tutmaya gayret ederim. Mutad ziyaretlerimde  neredeyse iki dükkandan birinde gözüme ilişen “Eleman Aranıyor” ilanlarının adeta sabitlenmiş olduğunu görür, aranan elemanın neden bulunamadığına kafa yorarım. Çalışma koşulları mı ağırdır? Maaşı mı azdır? Patron mu fenadır?

 

Niğde’nin köklü ticaret erbabının yanında çalışanlar ile eczane kalfaları neredeyse ömür boyu aynı ticarethanede çalışır adeta aileden biri olurlardı. Bu emektarların, son derece güvenilir olmaları bir yana sır tutmaları, satış becerileri onları vazgeçilmez kılardı. İnsan sarrafıydılar, sattıkları malın özelliklerini ve müşteriyi iyi tanır, tereddüte mahal bırakmadan müşteriyi ikna edip malı satarlardı.

 

Değişen hayat şartları, günümüzde işçi ve işveren davranışlarını tersyüz edip, çalışma ahlakını derinden sarstı, işyerine sadık çalışan bulmak bir yana, elemanını sömürmeyen işveren bulmak iyiden iyiye zorlaştı.     

 

Bu durumun Niğde’ye mahsus olmadığı; memleketin her köşesinde iş yaşamıyla ilgili derin sıkıntılar bulunduğu malumdur. Özellikle 2001 krizinden sonra iş yaşamında köklü değişiklikler yapıldı.  Dayatılan performans değerlendirme sistemiyle Beyaz Yaka Mavi Yaka ayırt etmeksizin çalışanların iş akitleri kolaylıkla feshedilebilir oldu. Bununla birlikle işsizlik sigortası sisteminin rayına oturtulması, işinden olanları bir süreliğine ele güne muhtaç olmadan yeni iş bulana kadar 8-10 ay idare etse de çalışanların buna güvenip işlerinden kolayca istifa edebilmelerinin önünü açtı.

 

Ahiliğin doğduğu topraklarda binlerce yıl birlikte yaşayabilmemizin temelinde lonca geleneğinin kurallar bütünü ve usta çırak ilişkisi yatar. Almanya’daki meslek okullarının kuruluşunda dahi Ahilik teşkilatını inceleyip ülkelerine adapte eden uzmanların çalışmaları yatmaktadır.

 

Ahi Evran’ın,  Selçuklu Hükümdarı Alaeddin Keykubat’a sunduğu ahilik bildirgesinde;  toplumun ihtiyaç duyduğu ürünlerin üretimi için gerekli tüm sanat kollarının yaşatılmasını söyler. Meslek eğitiminin yanında ahlak eğitimi de verilen Ahiliğe kabul olunmak, loncada kalıcı olmak belli kurallara bağlıdır. Öğretinin temelinde is şu düstur yatar: Ahiliğe intisab edenin Eli, kapısı, sofrası açık, gözü, dili, beli kapalı olacak.

 

 

Yurt ve Dünya genelinde değişen yaşam koşullarında çalışana iş beğendirmek kadar işverene eleman beğendirmek günden güne zorlaşmakta, kol gücünden ziyade beyin gücü gerektiren işler ön plana çıkmakta, robotik teknolojiler, otomasyon- bilgi-yapay zeka çağının kaçınılmaz sonucu yeni iş tanımları yaratmaktadır. Bu dönüşümü yıllar önce görüp kendini geliştiren  işletmeler ve çalışanlar her zaman kazançlı olacak, gerçeklerle yüzleşmeye cesaret edemeyenler ise bir süre idare ettikten sonra kaybolup gidecektir.    

 

Türk iş dünyasının abide ismi Vehbi Koç, anılarında yetmiş beş senelik iş hayatı boyunca kendisini en çok yoran konunun adam çalıştırmak olduğunu örneklerle anlatır. Toplumumuzda işveren olmanın iyi bir şey olduğu sanılır. Her önüne gelen, “Bende girişimcilik ruhu var” deyip şirket kurar, fabrika kurar, eleman seçimine gerekli ihtimamı göstermeyip, çalışanın hakkını vermez; ekip oluşturamaz ise o işin uzun soluklu olma ihtimali zayıftır.

 

Günümüz iş yaşamında ister özel sektör ister devlet çalışanı, ister kendi işinin sahibi olsun azımsanmayacak bir kesimin, mesleğini icra etmekten keyif aldığı söylenemez. Kimi maaşının düşüklüğünden yakınır, kimi sigortasız çalıştırıldığından; kimi vergi yükünden, kimi mesleğin itibarsızlaştırıldığından,  kimi vefasızlıktan; hasılı iş hayatının koşulları değişmeyeceği düşüncesiyle kaygıya ve umutsuzluğa kapılan kişi  tükenmişlik sendromu içinde ömrünü geçirir.  

 

Panait İstrati’nin Akdeniz romanındaki kahramanımız, Pire Limanı’nın miskin tekkelerinde sürten berduşlara sorar; “Neden çalışmazsınız? diye… İçlerinden biri şöyle der; “Çalışsak da çalışmasak da kursağımıza giren yarım çiroz.” Haklıdır esasında…limanda da gemide de çalışsalar hayat standartları değişmeyecek olan berduşlar, tekkelerdeki miskin hayatlarına devam ederler.

 

Öğrenilmiş çaresizlik örneği olan bu alıntı; ne yazık ki günümüzde kimi gençler için geçerli olduğu söylenebilir. İş aramaktan yorulup bırakan, torpili olmadığından işe giremeyen veya girdiği hiçbir işte tutunamayanlar, anasının ninesinin maaşına talim edip hiç  çalışmamayı tercih ederken kimileri de hayatı, yerli dizilerdeki gibi sanmakta, okulu bitirir bitirmez masa başında plazalarda tiril tiril takım elbiselerle jiplere binip villada oturmayı hayal etmektedirler. Hayata atıldıklarında ise suküt-u hayale uğramaları kaçınılmazdır.

 

Paranın para olduğu dönemlerde Niğde’de bir günlük amele yevmiyesi 1 kilo elma parasına karşılık gelirmiş. Elmanın birim fiyatı mı yüksekmiş? Amelenin yevmiyesi mi ucuzmuş? Bu hesaplamayı ekonomistlere bırakıyorum. Herkese kolay gelsin…

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.